Notion AI ile desteklenmiş bir yazıdır.
İnsanlık olarak yüzyıllardır tarımla uğraşıyoruz. Bölgesel ve yerel olarak binlerce yeni teknik ve çalışmalara imza attık. Yeni yeni bitki türlerinin gelişmesine dahi sebep olduk, plan yaptık. Bütün bunlar olurken tarih boyunca birçok farklı alana da yansıyan tarımın bizler için önemini alttan alta hep süregelen bir sürece bıraktık. Çiftçilerimiz, insanlık için hep gereken üretimi yaptı ve mutfak yapımızı türlü türlü gelişime uzanmasına yardımcı oldu. Süreç içerisinde farklı farklı noktalarda yeni yeni üretim alanları oluşturduk. Bu bizleri, geliştirirken bir yandan da kontrolsüz bir durumu doğurdu: Belirsiz üretim.

Bu belirsizlik içerisinde çeşitli zorluklar yaşamakta ve sorunlar ile uğraşmaktayız. Dönemsel üretim dalgalanmaları, ekonomik değişimler, ticari sınırlamaların yanı sıra; kimyasal içeren gıdalar, kalitesi düşük tohumlar, tedarik gibi problemler neticesinde gıda sektörü artık daha karmaşık bir alan haline gelmiş durumdadır. Aslında bu durum, Foley ve arkadaşlarının (2011) çalışmasında belirttiği gibi, küresel tarım sisteminin karşılaştığı en büyük zorluklardan biridir.
Tarım sektörü, bugün küresel bir dönüşüm eşiğinde durmaktadır. Geleneksel yöntemler, günümüzün artan nüfus, iklim değişikliği ve kaynak kısıtlılığı sorunlarını çözmekte yetersiz kalmaktadır. Bu belirsizlik ortamında, sektör yeni çözümler ve inovatif yaklaşımlar beklemektedir. FAO’nun (2020) “Dünya Gıda ve Tarım Durumu” raporunda belirtildiği üzere, küresel tarım sektörü mevcut üretim modeliyle 2050 yılına kadar 9.7 milyar insanı besleyemeyecek durumdadır.
Akıllı tarım sistemleri, bu dönüşümün merkezinde yer alarak sektörün geleceğini şekillendirmektedir. IoT sensörleri ve veri analitiği sayesinde, tarım artık tahmine dayalı olmaktan çıkıp, veriye dayalı stratejik bir sürece dönüşmektedir. Bu teknolojiler, kritik tarım verilerini gerçek zamanlı olarak izleyerek, kaynak kullanımını optimize etmekte ve verimliliği artırmaktadır. Walter ve arkadaşlarının (2017) araştırması, IoT tabanlı sistemlerin tarımsal verimliliği %20-30 arasında artırabildiğini göstermektedir.
Dikey tarım teknolojileri, geleneksel yöntemlere göre çarpıcı avantajlar sunmaktadır. %95’e varan su tasarrufu sağlarken, birim alandan elde edilen ürün miktarını katbekat artırmaktadır. Despommier’in (2010) “The Vertical Farm” çalışmasında belirttiği gibi, bu yaklaşım, özellikle kentsel alanlarda gıda üretimini mümkün kılarak, tedarik zincirini kısaltmakta ve karbon ayak izini önemli ölçüde azaltmaktadır. Benzer şekilde, Al-Kodmany (2018) dikey tarımın geleneksel tarıma kıyasla 10 kat daha az su kullanımı ve 20 kat daha fazla verim sağlayabildiğini ortaya koymuştur.
Çiftçiler için geliştirilen teknolojik çözümler, tarımı daha az fiziksel emek ve daha çok stratejik yönetim gerektiren bir alana dönüştürmektedir. Wolfert ve arkadaşlarının (2017) “Büyük Veri ve Tarımın Geleceği” araştırmasında vurguladığı gibi, bu değişim, genç nesillerin sektöre ilgisini artırırken, mevcut üreticilere de verimlilik ve kârlılık açısından yeni fırsatlar sunmaktadır.
Modern tarım sistemleri, sadece günümüzün sorunlarına çözüm getirmekle kalmamakta, aynı zamanda gelecek nesillere daha sürdürülebilir bir dünya bırakmayı da hedeflemektedir. Geleceğin tarımında, teknoloji ve doğa optimal şekilde buluşacak, belirsizliklerin yerini planlı ve öngörülebilir üretim süreçleri alacaktır. Gunders ve Bloom’un (2017) çalışması, akıllı tarım sistemlerinin gıda israfını %40’a kadar azaltabileceğini göstermektedir.
Tarım sektöründeki bu dönüşüm, artık sadece bir üretim faaliyeti değil, aynı zamanda bir bilim ve teknoloji alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu paradigma değişimi, sektörün tüm paydaşlarını kapsayan ve geleceğin gıda güvenliğini garanti altına alan stratejik bir önceliktir. OECD’nin (2019) “Tarım ve Gıda Sistemlerinde Dijital Dönüşüm” raporunda belirtildiği gibi, tarımsal verilerin dijitalleştirilmesi ve analitik kullanımı, tarım sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamada kritik rol oynamaktadır.
Türkiye’nin mimari ve tarımsal geleceğini düşündüğümüzde, ülkemizin topografik ve kültürel zenginliklerini modern teknolojilerle nasıl birleştirebileceğimiz sorusu ön plana çıkıyor. Geleneksel şehircilik anlayışımızı fütüristik yaklaşımlarla harmanlayarak, hem yaşam kalitesini yükselten hem de sürdürülebilirliğe katkıda bulunan bir model geliştirmeliyiz. Bu model içerisinde, dikey tarım sistemleri ve akıllı teknolojiler entegre edilmiş yapılar, şehirlerimizin yeni karakteristik özelliği haline gelebilir. Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na (2021) göre, Türkiye’nin şehirleşme oranının 2030 yılında %80’e ulaşması beklenmektedir, bu da kentsel tarım sistemlerinin önemini artırmaktadır.
Türkiye’nin farklı iklim koşullarına sahip bölgelerinde, yerel mimari ile akıllı tarım sistemlerinin bütünleştiği projeler geliştirmek mümkündür. Örneğin, Akdeniz bölgesinin sıcak ikliminde güneş enerjisinden maksimum faydalanan, su tasarrufu sağlayan sistemlerle donatılmış yapılar; İç Anadolu’nun karasal ikliminde ısı yalıtımı güçlü, kısıtlı su kaynaklarını verimli kullanan tarımsal kompleksler düşünülebilir. Kentsel dönüşüm projelerinde bu vizyonun uygulanması, şehirlerimizi sadece yaşam alanları olarak değil, aynı zamanda üretim merkezleri olarak da yeniden tanımlayabilir. Ancak bu dönüşümün başarılı olabilmesi için, toplumsal farkındalığın artırılması ve politika yapıcıların vizyoner yaklaşımlar benimsemesi gerekmektedir. Eğitim kurumlarında sürdürülebilir tarım ve mimari konularına daha fazla yer verilmeli, meslek okullarında gelecek nesil tarım teknisyenleri ve mimarlar bu anlayışla yetiştirilmelidir. Ayrıca, özel sektörün bu alandaki AR-GE çalışmalarını teşvik edecek ekonomik politikalar geliştirilmelidir. Tüm bunlar, Yılmaz ve Keleş’in (2019) çalışmasında vurguladığı gibi, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşması için kritik öneme sahiptir.
Sonuç olarak, Yeni Türkiye’nin görüntüsü; geleneksel değerlerimizi korurken modern teknolojinin nimetlerinden faydalanan, yeşil alanları bol, enerji verimliliği yüksek, gıda güvenliği sağlanmış, insanların doğayla iç içe yaşadığı şehirler olmalıdır. Bu görüntüyü gerçeğe dönüştürmek, hepimizin ortak sorumluluğudur ve bu yolda atılacak her adım, gelecek nesillere bırakacağımız en değerli mirastır.
Kaynakça
Al-Kodmany, K. (2018). The Vertical Farm: A Review of Developments and Implications for the Vertical City. Buildings, 8(2), 24.
Despommier, D. (2010). The Vertical Farm: Feeding the World in the 21st Century. Thomas Dunne Books.
FAO. (2020). The State of Food and Agriculture 2020. Food and Agriculture Organization of the United Nations.
Foley, J. A., Ramankutty, N., Brauman, K. A., Cassidy, E. S., Gerber, J. S., Johnston, M., … & Zaks, D. P. (2011). Solutions for a cultivated planet. Nature, 478(7369), 337-342.
Gunders, D., & Bloom, J. (2017). Wasted: How America is losing up to 40 percent of its food from farm to fork to landfill. Natural Resources Defense Council.
OECD. (2019). Digital Transformation in Agriculture and Food Systems. OECD Publishing.
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Raporu. (2021). T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı.
Walter, A., Finger, R., Huber, R., & Buchmann, N. (2017). Opinion: Smart farming is key to developing sustainable agriculture. Proceedings of the National Academy of Sciences, 114(24), 6148-6150.
Wolfert, S., Ge, L., Verdouw, C., & Bogaardt, M. J. (2017). Big data in smart farming–a review. Agricultural Systems, 153, 69-80.
Yılmaz, E., & Keleş, R. (2019). Sürdürülebilir Kentleşme ve Türkiye’deki Uygulamalar. Journal of Environment and Earth Science, 9(4), 112-125.